VURAL KAYA’IN İLK ŞİİR KİTABI: ‘RENGA’

 

C. ALİ, KERTENKELE DERGİSİ, SAYI: 13, İKİNCİ BÖLÜM

 

‘LİBERALLER KOLAY ÖLMEMELİ

LİBERALLER KOLAY ÖLMEMELİ’

                                                           (‘Onaralım da git…’ adlı şiirinden)

* Biçimde Turgut Uyar, Edip Cansever, Cahit Zarifoğlu çizgilerini, şiirlerinde bölümler halinde uyguluyor Vural Kaya; mısraları kırarken özellikle Zarifoğlu’nun şiirlerinin yoğun etkisi altında gelişen bir söyleyişe varıyor ve yine imgesel, kısmen örtülü konuşmaya evrildiği bölümlerde de bu etki varlığını hissettiriyor. Yeni sözcük ediminde bile bazen benzerlik şaşırtıcı olabiliyor. (Zarifoğlu’da ‘çocuğan’ Kaya’da ‘soluğan’ gibi) Sadece bir örnek alıntıyla yetinelim:

 

‘Adam susmasa meselâ

Susup sokranmasa adam

Yer eskir

Eti eskir adamın

Kemiği

Bütün bir can havli…’

 

İlk olarak duygularının şiiri harekete geçirdiği bölümlerde ise, Cansever etkisi sızıyor yazdıklarına. Yine de İkinci Yeniler çemberinden sağlam, sağ salim çıkan bir Vural Kaya görmek, günümüzde yazılmakta olan şiirimiz adına sevindirici olsa gerek. Yine küçük bir örnek alıntıyla yetineceğim:

 

‘Onaralım da git sevgilim buraları

Bu şekilsiz nesneyi meselâ aramızdaki

Bu azgın sokağı bu benzerlikleri

Baştan sona onaralım sevgilim

Bu ten böğürmelerini

Bu sarhoş kusmuğundaki yaygın salvoları

Bu yaşamak denilen kalp parayı

Bu yeni sürüm hayatı onaralım gitsin işte

Onarmak gibi evet karanlık bir odada

Bir düşünce hayvanını onarır gibi meselâ’

 

Turgut Uyar etkisi ise daha çok yakaladığı sesi devam ettirme isteğinde ortaya çıkıyor. Bir kez yakaladığı sesin peşini bırakmayan bir şair Vural Kaya. Denilebilir ki o sesi yakaladığında yaptığı şey, o sesle bütünleşip çoğalmak, onun söyleyişine şiir boyunca egemen oluyor. İşte bu sesin teknik olarak kurcalandığı bölümlerde Turgut Uyar şiirinin teknikleri, Vural Kaya’nın başvuru kaynağı olabiliyor. Bu teknikleri sırasıyla görelim:

 

— Yan yana söyleme:

 

Burada hem anlama hem de biçime ilişkin sıkça başvurulan kontrast tekniği, onun şiirlerinin kuşatıcı bir özelliği olarak beliriyor. Acı ile sevinç, zalim ile mazlum, iyi ile kötü, kaçış ile eve dönüş, doğru ile yanlış, gizem ile açıklık daima yan yana kimi zaman realist, kimi zaman imajist, kimi zaman da çocukluğun beslediği muhayyel bir dünya ile iç içe ve yan yana bir ‘dünyalar ansiklopedisi’ sunuluyor okura. Birkaç örnek alıntı:

 

‘Acıtır peşkeş çeker gün boyu

Sevişir kimimizle haraç mezat’

 

‘Belki bir ‘DKKATTT’ kondursak

Kurtulur dünya’

 

‘Bir hikâye bu

Kurtulmasa da olur dünya’

 

‘Kış ulur çakalını ve gider fakat kuş ulumaz’

 

‘Onlar emlakçi diliyle muhterem enayilermiş iyi’

 

‘Sabahları uyanınca sol yanınızda bir ağrı

Bir hırlayış bir cümbüş dile kolay bu iyi

Kim bilir iyi değilsinizdir gerçekten belki de

İyi ki tanrı…’

 

— Yığarak söyleme:

 

Vural Kaya yığarak söylemede de Turgut Uyar çizgisinde ilerliyor. Bu yığma biçemin nedenleri, genelde, okuru söylemek istediğine çekme ve kimi kez de okuru kendi statik dünyasından uzaklaştırma, giderek modern insanın parçalanmış psikolojisi içinde parçadan bütüne doğru asıl olana dikkat çekme kaygısında aranabilir. Hızla ve art arda ve üst üste sıralayıp yığarak konuşmayı seviyor şair. Bu tür bindirilmiş dizelerde şairin eğreti kaldığı yerler az değil, onu da belirtelim. Yanı sıra ekleyelim ki, bu teknikte başarı için, Cöntürk’ün ifadesiyle, nesneler ile yaşantı yükleri arasında hem uyum olması gerekir, hem de sözcükleri yerinde kullanmak gerekir. Gerekli gereksiz olursa bu teknik, şairinin dilini çürüğe çıkartır, diyeceğim Vural Kaya’nın daha dikkatli olmasında yarar var. Bütün şiirlerinde var olan bu teknikten yine birkaç alıntıyla yetinelim:

 

‘bakın bayım saat tutun tutmalısınız tam yirmi dört olacak

tam tamına yirmi dört’

 

‘Bir kar bayramı bir eriyecek adamlar bayramı birazdan

Deyin bunu çocuklara’

 

‘siz bakmayın benim beyaz gibi davrandığıma gözünü kan

karası bürümüşlerin gözünde siyahım ben bir siyah işte

bildiğiniz siyah’

 

— Çoğaltılı konuşma:

 

Vural Kaya, şiirlerinde birçok çoğaltma tekniğini deniyor. Yığarak çoğaltma, tekrarlayarak çoğaltma, sıralayarak çoğaltma, yan yana çoğaltma, tek kelimelerle çoğaltma bunlardan bazılarıdır. Hemen bütün şiirlerinde denediği bu teknik unsurlar, sanırım onun şiirlerine hacim kazandırma arzusundan doğuyor. Çoğaltı yerinde gerçekleştiğinde şairin konuşması genişlik ve derinlik kazanırken, yerli yersiz tekrarlara mütemadiyen başvurulduğunda ise, konuşmanın yapıntı bir ses çevresinde dolanıp durduğu, çoğaltının salt müziksel akıcılığı sağlayan bir teknik olarak algılandığı bir noktaya varırız. Benim düşüncem, çoğaltının söyleme gücünü artırmak üzere müracaat edilmesi gereken bir yöntem olduğudur. Ben şairin hem getirdiği şeye bakarım, hem nasıl getirdiğine bakarım. Tekrir, nihayetinde ‘dikkat sanatı’dır. Burada bir şey var, deriz yığarız, sıralarız, tekrarlarız, çoğaltırız. Fakat bunlar yaşamaların sonunda birikip gerçekleşen seslerdir. Vural Kaya konuşmasına uygun sesi belirlerken, bazı durumlarda retoriğe düştüğünün farkına varsaydı, hacimleşirken dağıldığı anları daha kontrol edilebilir kılabilirdi. Özellikle soyut konuştuğu bölümlerde çoğaltı, şiirinin gücünü azaltan bir formaya dönüşebiliyor çünkü. Bunun dışında Vural Kaya’nın bu teknikte genel anlamda başarılı olduğunu söyleyebilirim. Bir de çoğaltıların birbirlerini bütünleyen nitelikte olması gerektiğini de şaire hatırlatalım. İşte Vural Kaya’nın türlü çoğaltı tekniklerinden başarılı ve başarısız bazı örnekler:

 

‘Tıka basa tuşlara yığıldıksa çelebiliktir diye

Tıka basa favori marka otomobiller

Tıka basa kösnü

Tıka basa gözümde kamunun gözü

Biri bir teneffüs kapıp gelse bana sevabına

Biri bana la havle’mi geri getirse

Biri otuz üçlük tespihimi…

…ve bırakalım çemkirsin şiirini hemen biri

…ve bırakalım veremli olmaktan iyidir

…ve elbet çemkiren bir şair

İyi ölmesini de bilir’                    (Hafakan adlı şiirinden)

 

‘İyi ki tanrı değilsiniz iyi

İyi ki acılarınız iyi mor iyi bu

Cümbüş bu

Yalpa bu

Yalnızlık bu kalabalık kabalık kara bahtlılık

Ah ne iyi hem gece hem gündüzleri

Dile kolay bu çok iyi

Kolay dile:

Zeval vermesin Allah iyi devlet iyi millet’       (Zeval Vermesin Allah..adlı şiirinden)

 

‘Kiminin kimine boğaz boğazadır jesti

Süngü süngüye adam adama ama nerde

Kim bu jestle uyur uyanır

Kim bu jestte kardeş kardeşe

Kim bu kanın üstüne krema karamela

Kim bu kara bela

Kim bu kim bu kim’

 

Bunlara şunu da ekleyerek konuşmamızı tamamlayalım: Vural Kaya, güncel imajlardan hareket ederken somut, tarihsel imajların çoğunda ise nedense soyut konuşuyor. Her iki durumda da somut konuştuğunda sıkı siyasi şiirin en baba şairlerinden olabilir bundan sonra. Daha yalın konuşabilirse tabii. Göndermeler ve anıştırmalar arasında sıkışıp kalabiliyoruz mesela bazı bölümlerde. Onun şiirinin açılımı adına önündeki engellerden biri de bazı sözcüklere aşırı saplanmasıdır. Mesela bütün şiirlerinde geçen ‘bir’ sözcüğünün tuttuğu yeri tekrar düşünmelidir. Sadece küçük bir alıntı ne dediğimi sanırım ortaya koyar: ‘Ötekinin bir servi fidesi bir hardal bir miskal / bir zerre bir bir bir / bir kuşku bundan ne anlar / bakın avuçlarım uyuştu bir daha bir daha’

 

Vural Kaya’nın ilk şiir kitabından sonra yazdıklarını takip ediyorum da, göneniyorum. Bahsettiğim zaaflarına daha ciddiyetle eğilmekte olduğunu görüyorum da, yazılmakta olan şiirimiz adına seviniyorum. Bu şairin yarın yazacağı şiirlerle de giderek yavanlaşan şiirimiz ortalamasının sağlığa kavuşacağını umut ederek kendisini tebrik ediyorum.

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !