ÇINGAR

4/12/2009 · Kategori: siir

Modern diyorlar

İnsana

Yoğun olunca

 

Say kaç kadın kaç erkek sabahtan akşama

Say yüksünme kaç kadın mesela

Kaçı köpekli

Say ve erkekleri çık aradan

Erkekleri ve bazı şeyleri

Ekle-çıkar modernden insana

Say kaçının içi burulmuş

Kaçı adam

Hadım kaçı

 

Say bu olmadı

Sayarak yenileceğiz

Yenil dur daha say dur

Çıngar çıkart bi güzel

Üst üste yan yana çıngar

Hayır bu olmadı boşa koy

Doluya

 

Çıngarcı mıyım cumhuriyetim mi var

Benim çıngardan hani

Eski bir türkü yakıyoruz şimdi

Türler ve şeyler türküsü

Önü ilikli ceketler çağımıza hoş geldiniz

Yani diyorum ki sayın boşluk

Sayın yankımız ecdadımız

Giderek aynılaştı hafızamız

Lütfen ardıllar öncüller aşkına

KatIşıkSızLanMayınPatlar

 

Kaç şarkı kollarında sevdim

Kollarında öleceğim çağrışımlı

Ama nisanda vuruldum bu doğru

Tabiat yeşerirken öldüm bunu da say

Üç kuruşa halkım üç değil

Üç kör kuruşa seni

Canı yandı alnımın alnım yetmedi daha

Geberttiler

Şeyleri ve türleri üç kör kuruşa

Uğursuz bir sevmek dadandı

Kâbe’de McDonald’s Küba’da 

 

Çıngarcı mıyım cumhuriyetim mi var

Benim çıngardan

-Kısaltalım lütfen Ç.C.-

Hepinize birden destur yani

Hepinize birden ama kanaatimin öncüleri

Destur, helaya girerken ve elmanın

Kabuğunu soyarken uygunluk göstermek sünnete

Algılamaya yetmiyor fakat etrafı ne çare

 

İki dirhem bir çekirdekleri atla

Tiril tiril adamları iş yerlerinden

Solaryumlara kadar atla

Taaccüple fena hal’in fillah ile

Doluşu uzaya

Salsalar boşluğa dolmaz yine de

ArgoSuzLukZorBeAdamım

 

 

Vay canına halkım seni

Say bu vay canınaları

Kaçın kurası bunlar

Bir olup çıngarıma dadandılar

Sırf iyilik olsun diye

Yani bakın şöyle

İsmini öldürüp baş harflerinden

Post çıkarttıklarım, goygoycular,

Borazanlar, iktidarlar

 

Sayın efendiler hatunlar

KatIşıkSızLanMayınPatlar

 

Düşünsenize bir kere

Şunlar yazıyordu bir gettomarkette:

Bütün hainler aynı hizada

Kurşuna dizilmeli

Bir olup çıngarıma dadandılar

Hem kokmaz bal azmaz asıl meseli de var

Hem bu böyle daha iyi

Kullanışlı halkım

Basıldıkça gırtlağına

Daha bi idareli

 

Sayma dur

Zehir zıkkım şeyler bu

Saydıkça

Hazirandı yine böyle

Vıcık vıcık insan

Vıcık vıcık o yaz Ankara

Haziran ölür Temmuz olur

Yine gel sayma dur

Ama siz say ya da

Sayın

Efendiler hatunlar falan

Modern diyorlar insana

Yoğun olunca

 

 


Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

TEDİRGİN VE MUHALİF: VURAL KAYA’NIN RENGA KİTABI ÜZERİNE

2/11/2009 · Kategori: siir

 
"Türkiye’de şiir bize düşünmeyi öğretmiştir. Türk şiiri hangi yönden bakarsanız bakın siyasidir"
                                                        (Ahmet Güntan, Parçalı Ham)
 
"Türkçenin tek patronu halktır"
                                                         (Hakan Arslanbenzer, Popülizmin Amentüsü)
 
   Şair, yaşadığı çağın fotoğrafını en iyi çeken kişidir. Çağından bağımsız düşünemeyiz onu. Yaşamasından sanatında kullandığı ve hatta bir dirilik kattığı şiirsel öğelere, imge yapısına, yansıttığı/hisettirdiği anlama, şiirsel bütünlüğün içine yerleştirdiği, bir tazelik kazandırdığı, kullandığı kelimelere kadar, şiir sanatının tüm niteliklerini de ortaya sererek tanık olduğu çağı en can alıcı yerinden yakalayan bütünsü şahsiyete, tamamlanmış özneye biz şair diyoruz.   Yakın zamanda şairin içinde yer aldığı çağın siyasete bakan tarafıyla sorumlu ve duyarlı oluşunu ve 2000’ler şiirinde şiirin hangi anlamlara tekabül ettiğini ifade eden ediplerimizin sözlerini okuduk, dişe dokunur yönüyle. Edebiyatta Üç Nokta dergisinin bahar 2009 sayısında Nilay Özer, şiir-siyaset ilişkisine bakın nasıl değiniyor:
 
"Şiirin siyasetle işi olmaz diyenler büyük ölçüde yanılıyor bence. Siyaset dediğiniz, bu hafta var önümüzdeki hafta yok bir gündem demek değildir. Gelip geçici basit gündem mevzularının peşine düşmek elbette şairin işi değil ama şair yaşadığı yüzyılı belirleyen unsurlardan soyutlayamaz kendini"
 
Tanzimat’tan günümüze kadar gelen şiiri bir akış, bir ark olarak düşündüğümüzde, ana akışın şiire gerçekçi ve sade, açık seçik ve politik bir şiir olarak yansıdığını ve bu anlamda Arslanbenzer’in genelleyici söylemiyle her şiirin ‘siyasi’ bir şiir, ‘açık veya örtük bir siyasete ait’ olduğunu, ‘imgeci şiirin de örtük manada siyasi bir şiir’ olduğunu düşünmek mümkündür. Sanılanın aksine 2000’lerde imge başat bir rol oynamamıştır. ‘Sıfır imge’yle de şiirler yazılmış, nesnel imgeleme dayalı, daha kanlı canlı, mısraa hakkını veren, somut ve siyasi bilincin keskin ve net ifadelerle yazıldığı bir süreç sunmuştur bize. 80’ler için apolitik bir kuşak olduğu söylenir ama bu yargıyı 90’lar için ifade edemeyiz. 90’lar daha hırçın, sert, protest, ve davranışsal yönü ağır basan, konuşkan bir şiire evrilmiştir. Şairin şiirde yegane amacı ‘güzellik’ değil, ‘özgürlük’ tür artık. Şiirde uzun mısraa dayalı destansılığın ve gündelik konuşma dili temel tutum kabul edilerek cesaretli bir söyleyişle yazılan şiirlerin başlangıç yılını 90’lardan başlatabiliriz. Bu başlangıç modern epik kanalıyla 2000’lere kadar süregelmiş, ana akışın dışında yan kollar olarak çoksesli, barbar, deneysel şiirlerle gelişimini bugüne kadar devam ettirmiştir. Kabul edin veya etmeyin, günümüzde artık halkın yanında bir şiir yazılıyor. 2000’lerde şiirin ve şairin bireyselliğini kıran, popülist yaklaşımdır. Halkçı şiirdir. Burada beliren bir tehlikeyi ifade etmekte bir sakınca görmüyoruz: Popülist şiir yaklaşımında teori ile uygulama arasında bir uçurum, bir fark görülürse, söz konusu şiir yaklaşımı ‘soyut’ ve havada kalacaktır. Bir tasarım mıdır Popülist şiir? Seçkinci / Elitist bir yaşamamız varsa, halka inmek, halkın haklarını, eşitsizliğini, yoksulluğunu dile getirmek, kurgusal olmakla malul olacaktır.
 
2000’ler bu anlamda Soylu Yenilikçi Şiir’den Popülist Şiire görülen tablo olarak çok çeşitli şiir anlayışlarının tartışıldığı bir zemin, bir düzlem ve bir dönem olmuştur. Bizi bu yazı kapsamında düşündüren şey, ciddi anlamda ilk şiirlerini 2000’lerde yayınlamaya başlayan Vural Kaya’nın Renga adlı ilk şiir kitabının değişik poetik ölçütlere göre okunabilen bir içerikte olması, yer yer Popülist, anti konformist ve protest bir karakter(ıra) taşımasıdır.
"Adam
Yine döndü halkının yanına
Halkının yanında aşağılıklar tuzağı
Oysa mutlu sanırdı
Halkını "   (s,11)
 
Kastımız 2000’lerde teknolojinin ve küreselleşmenin bireyden topluma her şeyi atomize ederek apolitikleştirdiği bir süreçte ‘başka’ bir şiirin, Vural Kaya’nın şiir duyarlığına odakları çekmek, yolu bu yöne çevirmektir. Vural Kaya popülist bir şiir yazmıyor tabi ki. Tedirgin, gerilimli, harekete dayalı ve muhalif bir şiiri var Kaya’nın. İnsanın canından taşan bir şiir. Yapay ve sentetik değil. Bir hayat canlılığı ve tazeliğinde.
 
Konuşan Özne
 
Vural Kaya şiirinde konuşan özne, ‘kurye’ şiirinde olduğu gibi anlatımcı (narrative) bir tutumla insanın ( burada bir kadın ve bir adamın ) varoluş serüvenini sancılı bir süreç olarak yaşar. Varoluşsal bir yolculuk adeta. Bu anlamda çokça dile getirilen, 80’ler şiirinin plastik dünyasından seslenmiyor şair, oradan konuşmuyor, oradan söz almıyor. Diri bir konuşması var bu öznenin. Modern öğeler taşıyan bir âdemin macerası. Bu varoluşsal macerada konuşan öznenin şehir hayatını doğrudan kavrayışı, ortaya sermesi var:
 
"Adam
Evleri taşıdı durdu daha
Adam parkları tıklım tıklım kaldırımları
Otomobilleri sonra
Bir asfaltı tam da yamasından adam
Tutup adam mazgalları perçeminden"  (s,9)
 
Bireysel bir macera değil yaşanan. Varlığa anlam yüklemenin yanı sıra öznenin bir de varlığı kutsayışı var. Kaya’yı bireysel bir içe-dönüşten, bunaltıdan kurtaran, gözünü dışarıya, yaşadığımız zamana, olaylara, nesnelere çevirişi, Zarifoğlu’da gördüğümüz serüven duygusunun mısralar boyunca işlenişidir.  Aynı zamanda varlıkların şair tarafından aldığı esaslı anlamdır. Bunalan, sıkılan bir özne yoktur Renga’da. Konuşan öznenin yiğitçe bir konuşması vardır:
 
"Meyve yedi
Bir kirazı kutsadı meyvelerden
Kuşlardan benekliği
Çocuklardan ahmed’i" (s,10)
 
Vural Kaya, kötü gördüğü bir şeyi açıklıkla dile getiren bir şair. Kaya’nın bu yönü, onu siyasi şiire yaklaştıran, şiir boyunca konuşmasına gerekçe teşkil eden bir yöndür. Bu tarafı onu muhalif kılan bir taraftır. Nurullah Turan’nın ifadesiyle bir tarafı hoşgörüyse ( kararlılıkla esirgeyen ) bir tarafı da horgörüdür (gerektiğinde sarahatle ortaya koyan ). Yani bu iki yön, bir tavır biçiminde gelişir. Bu tavrın politik bir tavır, politik bir konumlanış olduğunu Nurullah Turan’dan dinleyelim:
 
"Bu konumlanışın kendine seçtiği merkez, muhalif oluşu nedeniyle şairi, dolayısıyla şiiri(ni) rahat bırakmaz. Kuşkusuz şairin benimsediği dünya görüşüyle ilintili olarak, kitap boyunca anti konformist bir tavrın cisimleştiği görünen bir şey"
Vural Kaya, genele rağbet etmeyen yanıyla anti konformist bir şairdir ve bu onun bu kitapta belirginleşen temel ve siyasi bir tavrıdır:
 
"MÜMİN YATTIĞI GECELERDEN
DİNLENİK UYANDI ADAM
DİNLENİK UYANDI ELHAMDÜLİLLAH
DİNLENİK AMA MÜMİN Mİ YİNE ? "  (s,12)
 
Risklerle dolu modern bir hayat yaşadığımız için şairin kuşkusunu önemsiyoruz. En nihayetinde direngen, direniş kasları olan bir şiir yazıyor Vural Kaya. Tedirgin bir özne. Kaya’nın bir de şiirinde kendini yer yer hissettiren, belirginleşen bir özeliğine şahit oluyoruz: Eleştiri. Modern hayat eleştirisi. Tebarüz eden bu yön, mısralar boyunca sayıp dökmecilik (envanterizm) tekniğiyle şiirin geneline yayılmış durumda. Modern hayatın göstergeleri çağın duyarlığıyla tekrar tekrar sıralanmış. Kaya’daki bu çağ ilgisi, delişmence gözü pek bir söyleyişle, sert imgeler ve şiir cümleleri hâlinde ifade imkânı bulmuş:
 
"Zayıflama çayları demlene durdu
Masanın ortasında bir konu
Tam ortada kekler kurabiyeler
Çağına has şeyler
Aldatma hikayeleri, moda dergileri
Mutfaktan gelen buğu
Liste başı bir şarkı bir şarkı daha
Gün bitti"  (s,17)
 
Cesaretin Şiiri
 
Korkunç bir kendine güveni var Kaya’nın. Yenilginin şiirini yazıyor Kaya, zulme uğramışların şiirini. Ama yine de gerilimli söyleyişiyle sömürge sistemi/egemen dizge karşısında ezilmiş, pasif ve edilgen değildir. Tedirgin ve muhalif.
 
"1.BENİM HUYLARIM SİYAHTIR
2.BENİM DİPLOMALARIM
3.TANRIM BİLE
4.GÖĞÜM SİMSİYAH ALABİLDİĞİNE
5.GÖZLERİM DAHA BİR SİYAHTIR AMA
BUNU DA GÖRSELER YA"  (s,20)
 
Kaya’nın konuşması dolu dizgindir. Hem de ‘gökler dolusu’ bir konuşmadır bu. Dünyayı benimsemeyen, rahatsız edici bir konuşma.
 
"Söylüyorum işte gökler dolusu söylüyorum" (s,22)
 
Sömürge sistemi dedik, Vural Kaya her şeyin farkında aslında. Siyasi bağlam örtük de olsa sistemin bekçileri ve faillerinin ‘açların ensesi’nde olduğunu biliyor ve siyasi şiirin unsurlarını anıştıran mısralar kurabiliyor. Biz, Renga’nın en çok bu yönünü beğeniyoruz, sakınımsız söyleyişini yani. ‘Mert’ söyleyişini, cesur değil ( çünkü cesur kelimesinde bir sınırları aşmışlık vardır) cesaretli konuşmasını ( çünkü cesarette bir atılım bir öne atılma vardır). Şarkdemir’in İkinci Yeni şiiri için getirdiği tanımlamayı biz de pekâlâ Vural Kaya şiiri için ifade edebiliriz: Cesaretin şiirini yazıyor Kaya. Dünyanın itizal etmiş düzenine karşıdır bu cesaret.
 
"Boylu poslu adamlar enseli
Boğum boğum enseleri
Kimi tefe işinde
Kimi ensesinde açların renga
Borç mudur boynuna borçtur borç
Yağlı bir ilmek renga
Havanda dövülmüş su meselâ
Havanda hayvan" (s,26)
 
"Hırsla mertleniyor nabzım
Hızla
Fakat işte bütünüyle renga
Hem patronlar valesi patronlar kupası falan"  (s,27)
 
Kaya’nın şiirleri kapitalist düzenin işleyişine yönelik önemli işaretler barındırır. Aşağıdaki mısralar rasyonalist zihniyetin siyasi bağlamdaki şiir cümleleri şeklinde okunabilir:
 
"Paydos zilleri dadandı Pavlov’un seslerine
Koşullanmalar koşmalar renga da renga
Kısa kısa aralıklar kondurmuş köleliğe biri
Kemikle salyanın bu tuhaf benzerliği
Bu çok belli besbelli"  (s,29)
 
Çatır çatır söyleyen, ciğerleri sökülerek yazılan bir şiir bu. Tehlikeli. Tedirgin edici. Sükûnet verici değil ama. Konuşan, konuşturmak isteyen, konuşkan bir şiir. Göze batan bir özellik olarak, mısralar parça parça ilerliyor ki bu da Kaya’nın teknik bir tutum olarak mısracı bir şair olmadığını gösterir. Bu arada yer yer mısralara şiirin kaldıramayacağı yükler de yükleniyor. Bu ise şairi, şiirsel atmosferin uzağına düşürüyor. Şair, pekâlâ sağduyuya dayalı, sükûnet verici, sakin mısralar da düşürebilir. Böylece şiirin kendine özgü havasına, alanına, otonom bölgesine varmak mümkün hâle gelecektir. İfadeye ağırlık vermesi durumunda, anlamın alanı genişleyecek, örtük taraf biraz daha aralanabilecektir. Bunun sonu, açık, seçik ve net bir şiire varmaktır. Renga’da mısralar kesilerek anlam belirsizleşmiş, şiirsel öz gizli kalmıştır. Doğrudan söyleyişle net ifade, Vural Kaya’nın bütün şiirleri için ifade edebileceğimiz temel bir tutum değildir. Şairin şiirsel deyiş olarak sinirleri yatıştığında, şiirin sınırları karşılıklı olarak açılacak, şiirsel gövdeleşme süreklilik kazanacaktır.
 
"Sinirlerimi seviyorum dedim ya işte
Ölüm yok ucunda ölüm her yerde
Yok öyle kaçamak maçamak
Anlamam çünkü anlamam otel motel
Ankara Çiçek Palas Madımak
Yat zıbar şimdi geçer hepsi renga
Ya da ölürsün en fazla renga
ÖL"   (s,35)
 
Sonuç Ya Da Eleştirel Davranış
 
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Kaya’daki eleştirel davranış, şairin ati konformist tavrı dolayısıyladır. Bu, şiir boyunca hissedilebilir bir durumdur. Muhalefeti ciddiye alınabilecek türdendir. Modern dünyaya karşı modern bir şiir yazıyor Vural Kaya. Modern dünya eleştirisi karşısında popüler kültür de ‘liberaller’ de nasibini almıştır.
 
"Koro halinde "aldatmak" okunur bu ülkede
Sevgilim şaşıp kalalım haydi seninle
Banka dekontlarından ayraçlar yapalım
Diktatör resimlerinden tuvalet kâğıtları
Liberalleri yumurta yağmuruna tutalım
LİBERALLER KOLAY ÖLMEMELİ
LİBERALLER KOLAY ÖLMEMELİ"  (s,40)
 
Vural Kaya için şiir, bir davranış biçimi somutluğundadır. "Çarpıcı ironi", bir tavır, bir karakter olma özelliği taşımakla beraber bu tavrı ve karakteri belirleyen, gerilimli bir dil, gerilimli bir söyleyiştir. Şiirdeki epik tonun yükselişi, iniş-çıkışları biraz da bu yüzdendir. Vural Kaya, hemen her zaman eleştirel bir tutum içinde olmuştur. Geneli itibariyle Renga’da, modernitenin belâlarına ( putlaştırma, şeyleşme ) yönelmiş veya maruz kalmış, adına modern  insan denen varlığın, fıtratın dışına taşmış yönleri, bozuluş ve çürüyüş belirtileri, algı ve edimleri dile gelmiştir. Şiirin çalkantılı bir dil ve anlatımla harekete dayalı olması bundandır.
 
2000’ler şiirinde önemli bir yeri olan Vural Kaya, duyarlı bir özne olarak modern dünyanın onursuzca işleyişinden rahatsızlık duymuş bir öfke şairidir. Tepkiseldir ama kuru bir tepkisellik değildir bu. Gürül gürül akan, güm güm vuran, iz bırakan, makes bulan, konuşan, çatlayacak kadar konuşan, egemen dizgeye muhalif, tedirgin bir şairdir. Vural Kaya, şiirinde karakterize olan doğasıyla, huyunda suyunda, mülayim, sinirleri alınmış bir şiir yazmıyor,  tedirginliği bu yüzden. "Sermaye" nin diri yanlarını görmüş, aksak işleyişinin farkındadır, bu sebeple tedirgindir. Öfkesi, modern insanın ‘tanrı’lık taslayışınadır; tedirginliği, insanlığın gidişatınadır, tekdüzeleşmeye ve düşüşe dairdir. Kişisel bir bunalım şairi değildir bu yüzden. O bir tespitler, işaretler şairi. Tespitleri şurada: Modern dünyada olup biten her şeyden, modern zihnin hayatı algılayışına kadar son derece rahat bir dille klişeye düşmeden modern şiirin de imkânlarını kullanarak problematik durumlar, dökümler sergilemiştir. İşaret ettikleri: modern insanın yaşayışı, algılayış biçimi, alışkanlıkları, ikiyüzlülüğü ve konformizmi.
 
"Sekreteryası Bozuk Bir Dünya" da şaire selam.
 
Vural Kaya, Renga, Ebabil yay., Nisan 2007, Ank.
 
 Mustafa Celep
 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!