Aşkar Söyleşisi
aşkar kültür-sanat-edebiyat
vural kaya ile…
hazırlayan: gül çiğdem
1.Nizar Kabbani, “Dostlarım başkaldırmıyorsa neye yarar şiir?” diyor. Size sorsak aynısını, Kabbani’nin ağzından?
Şiiri bunalım ve yalnızca söz sanatlarını ustalıkla kullanabilirliğin ölçütü sayanlar bu çağda kaybettiler. Hep kaybedecekler. Şiir, kendi etrafından başlayarak başkaldırıya çağırır. Dostları da işe dahil eder. Dostlar şiirle irtibatı derecesine göre başkaldırıya kulak verir. Başıbozuğu, kızgınlığı çağrıştırsa da bu başkaldırı şiirin disipline edebildiği bir şeydir. Şiir savrukluğu başkaldırıdan ayırarak müdahale etmek hakkını elinde tutar. Ve fakat şiir yalnızca devrim silahı, başkaldırı aleti değildir. Doğrusu bir alet değil şiir. Bu başka bir şey. Duyarlıktır Kabbani’nin dillendirdiği şey. Duyarlık, hiss-i kablel vuku yoluyla bir bağlanmadır. Başkaldırı böylesi bir içtenlikle başlar o zaman. Toplumsal gerçekçilik gibi basit tanımlamalara tabii tutamayız mesela buradaki dostların başkaldırısını. Şiirin etrafı ve efradıyla kurduğu iletişim de demek mümkün tabii…
2.1995’ten bu yana çeşitli dergilerde şiirlerinizi yayımlamaktasınız. Son şiirleriniz siyasi bir tavırdan yana. Şiirlerinizde uzunluk ve ironi ön planda. İlk şiirleriniz ile şimdiki diliniz arasındaki bu seyri nasıl değerlendiriyorsunuz?
İmgeci, lirik ve duygunun metne bütünüyle müdahale ettiği şiirleri has şiir sanırdım önceleri. Sonraları bu düşüncem giderek değişti. İmgeyi yok saymak değil bu aynı zamanda. İmgesiz şiir olmaz. Ve fakat imgeci şiirle yola çıkmak çok daha başka bir şey. İmgeci şiirden duyarlıklı, donanımlı şiire geçmek istidadı diyelim buna. Siyasi şiir olur elbette. Olabilir. Kurduğum bu yeni şiir ünsiyetiyle siyasi şiirin böylesi bir bağı var elbette. Fakat bu şiir türü de bildik kavramlarla algılanamaz nitelikte. Yani daha özel bir yerdedir siyasi şiir. Politize edilebilirliği söz konusu olmayacak derece mühim bir iştir. Yaygın anlamları reddederek siyasi şiir diyoruz yani. Şiirdeki ağlama duvarları ise kemiriyor beynimi. Tiksinti veriyor hatta…
3.Şiirlerinizde tekrarlar ve yığmalarla yer yer ritmi ve içeriği yüksek bir tonda tutuyorsunuz. Fakat bu tek başına müzikalite için yeterli bir şey değil. Bu bile isteye yapılan ses kırmalarını da hesaba kattığımızda şiirinizdeki sesi, müzikaliteyi nasıl açıklarsınız?
Tekrarlar, yığmalar var. Şiirimde aşırı derecede müzikaliteyi öncelemiyorum, bu da doğrudur. Fakat bile isteye kırdığım bu seslerle kuruyorum şiirimi ayrıca. Bu olmazsa olmazım değil. Yine de bu durum değişken bir şeydir bende. Özde bir söyleyiş yakalayarak ilerlemeyi seçiyorum kimi zaman da… İroni ise bende zoraki bir şey değil asla. Dilim, anlayışım, yaşamım böyle ama. Kaçış yerim yok anlayacağınız.
4. Eserlerinizin genelinde, ki buna çocuk edebiyatı eserleriniz de dahildir, sert bir modernite eleştirisi var. Lakin şiir yazma tarzınız tematik olarak modern bir görünümde değil mi? Ne diyeceksiniz?
Modernliği eleştirebilmek için klasik şiirimize yönelemeyeceğimize göre modern şiirle modernlik eleştirisi kaçınılmaz oluyor. Hoş, modern şiirle söz söylemeyi önceleyen her şair modernliğe eleştiri getirmek zorunda değil ayrıca. Yani telkinleri de şekli de modern olan şair ya da şiir yok mu? Gırla…
5.İmge öldü mü sizce? İmgenin öldüğünü ilan eden şiirlere yaslanıyorsunuz? Türk Şiirinde yeni oluşumlara nasıl bakıyorsunuz bir de?
İmgeci tutum ölüyor. Ölmekle kemale eriyor sanırım… En azından yeni zamanlarda olmazsa olmazı değil artık şiirin. Ya da imge şiirin nesi olur, diye metazori şeyler korkunç telkinlerle karşımıza çıkamayacak en azından. Bu iyi aslında. Çok iyi…
Yeni oluşumlara gelince. Hece, Dergah, Varlık, Yedi İklim gibi vitrin dergilerin yanı sıra dediğiniz gibi bazı oluşumlar çok canlı çıkışlar yapıyorlar… Bu oluşumlar içerisinde en belirgin ve heyecan verici olanı bana göre “Karagöz” dergisi ve muhitidir. Osman Özbahçe’ye, Hakan Şarkdemir’e ve Serkan Işın’a güveniyorum. Çalışkanlıkları da ayrıca göz kamaştırıcı. Bir de Hece gibi vitrin bir derginin kendi jargonu olmasına rağmen yeni bir iç oluşumla atağa geçen ve uzun süredir kaliteden ödün vermeyen Hayriye Ünal var. Kendici bir oluşum görünümünde Hayriye Ünal. Çok sıkı ve çalışkan sonra.
6.Araştırmalarım sonucunda “Renga” adlı şiir kitabınızın adının iki farklı anlamını buldum. Birincisi Yeni Zelanda’nın taşlık yerlerinde yetişen bir zambak türü, ikinci anlamı ise Japon Edebiyatında karşılıklı bir ya da birkaç şairin şiir söylemesi yoluyla elde edilen metinlere renga denilmektedir. Lakin çok da tatmin olmadım bulduğum bu cevaplardan. Ben daha çok “Renga”nın sizcesini merak ediyorum. Yani nasıl işlenmiştir sizin kanaviçenizde Renga?
Renga ismi ilk kitap için çok kapalı bir ifade oldu. Hem çok beğenildi hem de çok eleştirildi kapalılığından. Doğrusu eleştirenler haklıydı. Çok açık ve vurucu bir ifadeyle oluşturulmalı kitap adı… Bu sebeple bende bir burukluk var. Maalesef…
Yalnız şiirlerimin iki kapak arasında adeta bir renga edasında oluşu açısından önemsiyorum bu ismi. Özellikle “Renga Renga” adlı şiirim için bu söylediğim geçerli. İlk kitabım için hatırı sayılır yazılar da yazıldı. Yazılan bu yazıları çok önemsedim. Bir kitabın başına gelebilecek en kötü şey üzerine hiç yazı yazılmaması olurdu bence.
7.“Hafakan” adlı şiirinizde “… ve elbet çemkiren bir şair / iyi ölmesini de bilir” diyorsunuz. Bir şairin ölümü nasıl iyi olur? İyi ölmüş şairler bizim edebiyatımızda nasıl bir yere sahip ve/ veya sizde nasıl bir etki bıraktılar ki bu mısralar çıktı?
Bir şairin ölümünü konu edinmedim aslında. Yaşamına vurgu var bence. Şairlerin duyarlıkları çok başka. İyi görürler dünyayı. Bunalımları ve tabiri caizse çemkirmeleri de bu yüzdendir. Bu yüzden iyi ölmesini bilirler. Hafakan basmasa onları nereden bilecekler.
8.Şimdilerde “Karagöz” dergisinde yazıyorsunuz. Edebiyat dergileri ve şiirin gidişatı hakkında neler söylersiniz?
Şiirde yani Türk şiirinde ah pardon Büyük Türk Şiirinde demeliydim, bir patlama var. Tam anlamıyla bir patlama. Yazanların yanı sıra akım ya da oluşumlar bağlamında da bir patlama var. Enkazından neler çıkacak bu patlamanın? Enkaza bakalım. Gözümüz enkazda yani…
9.Kapkara Fetişleri Amerika’nın şiirinizde Amerika’ya vuruyorsunuz. Nedir alıp veremediğiniz Amerika’yla?
Bildik sebepler işte. Ama bilmedik şeyler de var Amerika’ya ya da yerli görünümlü Amerikalılara neden sövmemeliyim. Sövmesem olmazdı…
10.Mekanlarda edebiyatı yaşatmak adına Konya’da geçen aylarda Endülüs Kitap Kahve’yi açtınız. Güzel bir konsepti var. Bize biraz bu mekandan bahseder misiniz?
Endülüs Kitap Kahve bir edebiyat mekanı olsun istedik. Konya’da yaşayan şairlerin yazarların entelektüel ve aydınların Küllük’ü, Marmara Kıraathanesi olsun istedik. Ama söz konusu çevrenin teveccühü ne ölçüde olur bilmiyorum…
Olmasa da bu mekanı önemsiyorum. Kendim için önem siyorum başta. “Cuma Söyleşileri”’mi önemsiyorum. Gelip giden, burada “Cuma Söyleşileri”nde konuşan, dinleyen, gülen, hüzünlenen her şeyi önemsiyorum. İyi olacak inşallah. Her şey ve herkes…
Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına gönder!
0 yorum yazılmıştır

